17 Yorum

Günlük Rapor, bu sefer el yazması… Böyle yazmak daha rahat oluyormuş aslında, arada bir yapsam mı ne :)

17 Yorum

Sözcükleri bulamıyorum… Allah’ım, böyle güzellikler varmış demek dünyada hala, tam umudumu yitirmeye yüz tuttuğum vakit yeni bir kitap çıkarttın karşıma ^_^

12 Yorum

Piçlik Simülasyonu

Bugün dışarı çıkmamam gerekiyordu, hata ettim. Çocuklarıyla gezip eğlenen aileler, eski dostlarıyla buluşan gençler, ortalık yerde sevgi gösterisi yapan tipler… Bir ben vardım bir başıma. Çocuktan da saymıyorlar beni kazık kadar herif olduğumdan, ne başımı okşayan var ne de yüzüme bakan… Sokak serserisinden bile aşağı hissediyorum, onların tinerci arkadaşları var en azından, benimse part time okul tanıdıkları ve 500 km. ötede oturan bir aileden başka şeyim yok…

"Ben de çocuğum, bakın!" diyerek karışmak istedim aralarına, ama kimseyi kandıramayacağım belliydi… Piçlik simülasyonu gibi bir şey uzakta okumak; paran var, telefonla arayanın var, o kadar… Şu Aberdeen’deki hastalık yeniden vurdu beni, gidip gelip kitap alıyorum kendime; küfreden biri olsam burada çok feci küfürler ederdim halime…

Değişik bir şeyler olsa keşke, ne bileyim mesela savaş çıksa, zombi istilası olsa ya da elektrikler kesilse; ama aynı günleri tekrar tekrar yaşayıp durmasam… Dinlenince geçmeyen bir yorgunluk birikiyor hücrelerimde…

8 Yorum

Çok Büyük

Bayramlarda gülmedi bizim yüzümüz… Yağmur ve çamurun içine dalıp sistemin kör tanrılarına sunulmak üzere dev stadyumlara götürüldük. Binlerce insanın arkasında, gözlerden 50 metre uzakta oynanan harmandalıyı izlemek bizleri “mutlu” edecekti anlaşılan. Ayaklarımız ağrıyana kadar, belki de daha uzun süre bekledik; dinlenmek için yere çöktüğümüzde bir öğretmen gelip kalkmamızı söylemekte hiç gecikmedi. Bizler vatandaş değildik, saltanatın işkencesine maruz kalan kölelerdik…

Megafonun boğuk sesini dinlemeye çalıştık, şiir mi okunuyor yoksa bir hitap mı..? Anlamsızdı yaptığımız her şey… Bizleri günlerden tiksindirmek için yapılmış sinsi bir plan gibi…

Güya bizim bayramımızdı… Ellerimiz kelepçeli şekilde çıktık sahte tanrıların huzuruna, üstümüzde onları memnun edecek kıyafetler, dudaklarımızda sevdikleri kelimeler… Görmeyen atalara sunulan şükranlar… Ve bizlerden bütün bu değerleri sevmemiz beklendi; bayrağı, toprağı ve kuralları… Nasıl mümkündü zorla sevmek, seviyormuş gibi etmek..? İlk fırsatta kaçmak istemiyormuşçasına davranmak..?

Neyi kutluyordu insanlar, İngilizler yerine Türklerin kölesi olmayı mı..? Yabancıların bayrağı altında olsak Berkinler ve Atıflar idamdan uzak olacaktı belki… İşgalciler en fazla dilimizi, kıyafetimizi ve tarzımızı değiştirirdi, sanki zaman çizgimizdekiler farklıymış gibi… Ama sonsuz şükranla ayaklarını öpmek zorunda kalmazdık en azından…

Çocukların bayramı, ha? Uçmak ve özgür olmak isteyen, ama kendi değerlerinizin askerleri olmak üzere ellerine silah verdiğiniz çocukların..? Buzdan duvarı savunmak için nöbet bekleyen çocukların..? Getto sokaklarında oynarken lüks arabalarınızın altında kalan çocukların..? Mendil satıp annesine ilaç parası biriktiren çocukların, hani şu bir liradan fazlasını vermeyi beceremediğiniz..?

Kimi kandırıyoruz çocuklardan başka..? Çocuklar üzerinden değil de çocuklar için mi şimdi bu bayram..?

10 Yorum

Ağaca yasladım sırtımı, elimde bir defter, kulağımdaysa müzik… Öylesine güzeldi ki, anlam veremedim bunca zamandır neden böyle yapmadığıma. Böcekler, reçine, ağacın dibine pisleyen köpekler… Oysa ağaç daha temizmiş insanlardan, dayanabileceğin bir dost gibiymiş, güneşli havalarda böyle yapmak gerekmiş…

7 Yorum

İsimsiz Sebepler

İnsan yanımın istekleri ağır basıyor… Neden böylesine önemsiyor kendisini bu beden? Her istediğini yapmak zorunda mıyım beynimin?

Kötü havalarda karamsarlaşıp bir köşeye sinmesini anlayabilirim, ama iyi havanın etkisiyle yapılan u dönüşüne anlam veremiyorum. İki gün önce hiçliğini ortaya seren ruhum bugün dışarı çıkıp da kendisini göstermek ve özgür kalmak istiyor… Biliyorum, her iki durumda da ihtiyacım olan sakinleşmek; büyük bir bardak rahatlatıcı bitki çayı, yavaş bir müzik ve boş bir kağıt…

Biliyor musunuz, sakin olup derin bir nefes alırsanız ve biraz beklerseniz bütün istekler geçip gidiyor… Ve her şey önemsiz hale geliyor… Ama hayır, bazı şeyler önemini yitirmemeli, yaşamaya değer şeyler de var çünkü hayatta, ne olduklarını tam olarak bilmesem de varlıklarından eminim…

Neden başka bir yarıya ihtiyaç duyar ki insan, tam yaratılmamış mıdır yoksa..? Önemsiz bir geleneğin uzantısı mıyız hepimiz..? Kendimi ikna etmeye çalışıyorum, dengin biri olmadan da yaşarsın diyorum, başka işlerle uğraş, git resim filan çiz… Yarin resmini çizmek daha güzel olmaz mı diyor öteki parçam… Nasıl iş bu anlamıyorum, her köşesinden ayrı ses geliyor küçücük kafamın…

Şu yeni Nuh filminde ortanca eleman vardı hani, babasına diyordu, senin için annem var, abimin de Emma’sı var, peki benim kimim var..? Ben de öyle hissediyorum işte… Sonra bir yanım “Bırak onlar başka insanlara sığınsın, rabbin sana yetmez mi?” diyor, ben de eyvallah diyorum, ama yine bir şeyler eksik kalıyor… “Rabbim bana yeter deyip de yemek yemezsen ölürsün, bu dünyanın da kuralları var evlat.” diyor bir diğer öbür yanım… Fakat bu ölüm kalım meselesi değil ki, mutlulukla ilgili. Mutlu olmak zorunda mıdır insan..?

Gerekli bir şeyse mutluluk söyleyin biz de peşinden koşalım ;ama gözümüz yükseklerde değil asla, acı çekmesek yeter bize zira…

Bencil davranmamak lazım aslında, kim bilir kimin yalnızlık sebebiyim ben… Belki de kimsenin… Cidden, kaderim buysa büyük bir yük kalkmış olacak omuzlarımdan, kendimi topluma filan adayacağım hatta… İçimde hep bir “acaba” olacak gerçi, o da zamanla geçer gider, değil mi..?

İsteklerimin sebeplerini bilmiyorum asla… Gerçi neyi biliyorum ki ben..?

3 Yorum

King’s Quest’in girişinde vardı, bir yerlerden hatırlıyordum ama bir türlü bulamamıştım, bir dolu versiyonuyla birlikte hücum etti Greensleeves zihnime ve gözlerim yaşardı… Hangi birini paylaşsam diye bakıp durdum ama bir türlü karar veremedim, en iyisi siz buradan hepsini dinleyin :D Sade sevenlere, akapellacılaraBlackmore’s Night olsun diyenlere, falan filan işte…

16 Yorum

Boşluklar

Neden böylesine kötü hissediyorsun bazı zamanlar, yaptıklarının bedelini ödermişcesine..? Başka yüreklere serptiğin acının tarifi mi bu, onların yaşadıklarının bir benzeri mi..? Anlamıyorum hiçbir şeyi, belki de uygun değilim insan olmaya, yoruyor beni…

Neyi yanlış yaptım da uçurumun eşiğine döndüm tekrardan? Denemedim mi onlar gibi olmayı, kitaplara uygun yaşamayı..? Görevlerini yerine getirmeye çalışmasına rağmen bu denli rezalet hissetmesinin sebebi nedir bu bedenin..? Yanlışı, kusuru, başkalarından farkı..?

Bir hastalık gibi bekliyor sanki sinemde, gün batınca ortaya çıkıp da karanlığı taşımak için yüreğime… Aç mısın ey ruhum, yoksa susuz mu..? Neyden ırak kaldın da sarsar oldun bedenimi..? Doğal halin bu mudur senin, yoksa intikam mı alıyorsun benden..?

Ciğerlerime batıyor yaşamak, en basit şeyleri bile beceremeyen bir hiçim ben… Bir maskeden ibaretim, görenler ardı var sanıyor ama işitenler içinin boş olduğunu anlıyor…

Boş olmasına rağmen neden bu denli acıyor..?

Miras almışcasına nefreti, takip ediyoruz gidenleri… Hep hüzün var soframızda ve kavga aşımızda… İstediğimiz gibi olmak yok bize, olduğumuz gibi istemek var…

3 Yorum

Dersten çizimler…

7 Yorum

Bu son  ödev diye ekstrası bol yaptım, adını doğru yazsam iyi olacakmış ama :P Üç sayfa resimli rap var işte güya, bir tane A3’e akrilik, bir de içerik az oldu diye bir sayfa gece baskısı yazı, bol hata dolu… Öyle işte :)

8 Yorum

Çember

Güneşle birlikte uyanıp mutlu bir kahvaltı ediyorum. Gideceğim yere yürürken kelebekler eşlik ediyor, bir yandan hafif bir şarkı mırıldanıyorum. Sinemaya gidip aksiyonun dibine vuruyorum, marketten alacaklarımı torbalara dolduruyorum. Yağmur sonrası yolların serinliği çarpıyor yüzüme… Ne oluyor anlamıyorum geri döndüğüm vakit, her şey bozulup dağılmaya başlıyor. Sabahki benden eser yok, farklı bir insanım sanki, havadan mıdır bilinmez… Suçlayacak bir şeyler arıyor ama bulamıyorum. Bir sorun yok belki de, sadece hayat böyle ve ben yeni yeni alışıyorum hayata…

Biletimiz önceden alınmış aslında, gerek var mı alışmaya hayata..?

Gözlüğümü de kaybettim yolda, görüyormuş gibi yapacağım artık derslerde bir süreliğine… Alışığım zaten -mış gibi yapmaya, yalanlarla boyamaya. Benden iyi ajan olurmuş aslında…

Ya da astronot, uzaylıyım çünkü ben…

10 Yorum

Sabitler

Uçmayı denedi ama hiçbir şey olmadı, yere düştü fakat canı acımadı. Pantolonunun dizleri bile yırtılmamıştı, ne biçim hayattı bu? Yumruk atacak bir insan aradı, kapalı kapıları kırarak aştı, lakin kimselere rastlamadı… Rüzgar esti, yağmur yağdı, saçları dahi ıslanmadı. Düşen damlaların sesini dinledi yalnızca ve ağaçların uğultusunu. Bir süre sonra onlar da kesildi, geriye bir alev kaldı duvarda dans eden…

Sıkıldı ve vazgeçti insanlardan, arkasını dönüp uzaklaştı. Hiçbir şey olmadı… Ne yaparsa yapsın değişmiyordu kaderi. Bir kitap aldı eline ve gizlendi bir köşeye. Madem değişen bir şey yoktu, saklanacaktı insanlardan, tembellik edecekti mağarasında bir başına, en azından kafası rahat olurdu…

Böylesi daha iyi diye fısıldadı kalemine… Böylesi daha iyi…

5 Yorum

Çiçek Düşleri

Var olmayan şehirlere gidip farklı geçmişlerin eserlerini görüyorum rüyalarımda. Dışı Antik Yunan içi Eski Mısır binalar geziyorum, sarmaşıkların sardığı yüksek ağaçlar var çevrede, ayaklarım kirli toprağa basıyor yalın halde…

Hiçbir hatıra getiremiyorum yanımda, ne bir insan ne de bir eşya; yalnızca silik anılar var, onlar da gidecek yakında…

Gerçeğin toprağına dönüş yapıyorum ama yine de olmayan şeyler görüyorum, çiçeklere serpilmiş hatıralar… Görünmez insanlar eşlik ediyor yürüyüşlerime, çimlerde uzanıp banklarda oturuyorlar, eskiden söylenmiş sözleri tekrar ediyorlar… Ah, ne çok anı birikmiş bu okulun her köşesinde, bir bir tetikleniyorlar her geçişimde…

Bazen farklı yüzler canlandırıyor hatırladıklarımı, bizim yaptıklarımızı yapıyorlar; tekerrüre takılıyor gözlerim, ardından başımı sallıyorum kovalarcasına düşleri… Hatırlamak bir lanet mi yoksa rahmet mi bilmiyorum…

5 Yorum

Esen Rüzgarlar

Küçük biri isimden ibaret ruhum bu sonsuzluk denizinde. Bulutlar akıyor göğümden, kuşlara bakıp ağlıyorum sessizce, beni yanlarına almadılar diye… Çiçeklerin yaşları düşüyor gözlerime, yapma diyorlar, gülümse…

Şenlen ki bahar geliyor sinemize, çek içine havasını yeşillerin. Güneşi sür yüzüne, ağarsın sözlerin, bitsin kederin… Sal köklerini toprağa, doğrult belini, uzat ellerini…

Peki ya içimdeki insan diyorum, yalnız kalmaz mı ay ışığı altındaki gecenizde, üşümez mi ateş terk ettiğinde..? Üzerini örtecek bir benzeri olmadan, şu kimsesizlik ikliminizde, nasıl soluyacak nefesinizi..? Rabbinden başka kimsesi olmadan mı yürüyecek çöllerinizde..? Peki ya neye yarayacak hatırlamak, anlatacak evlatlardan uzakta..?

Yıldızlar düşerken tutacak bir el arıyor, ama bulamıyor… Kendi elleri dahi karışmış yokluğa… Hem mahrum kalmış bir başka bedenden hem de mahrum bırakmış… Ve dünya dönüyor yine de, her şeye rağmen… Anılar serpilmiş toprağa ama seyirciler terk etmiş sahneyi… Boş bir perdede sergiliyor hünerlerini, alkış bekliyor; lakin kör gözleri boş koltukları farketmiyor…

Yürüyor… Yaklaşmak bir yana, uzaklaşıyor yürüdükçe… Ama durmuyor ve devam ediyor…

Değişiyor yürüdükçe… Kendisi değişiyor, yollar değişiyor, insanlar değişiyor, ama arzular hep aynı…

İstekler aynı…

5 Yorum

Yörünge Güvercinleri

Ne önemi var ki nefes alan bir dünyada plan kurmanın..? Akıntıya bıraksak her şeyi ve huzur bulsa hücreler… Gerek var mı savaşmaya daima..? Kime karşı senin nefretin ey insan..?

Nedir bu doymak bilmez iştahın, hep daha fazlasını isteyen bakışların..? Kendisini dahi kontrol edemezse insan, söyle neye söz geçirebilir ki..? Düşünmeden hareket ediyoruz, düşünecek zaman yok zira, her şey acele…

Belirsizliklerle dolu hayat, düşüncelerin sadeliğinden uzak, korkutucu ve bir o kadar da heyecan verici. Belki de bu yüzden yaşarken mutlu oluyoruz ve köşeye çekilip düşüncelere daldığımızda pişman…

İnsanlar iyi aslında, onların yokluğu kötü olan; ama onlar için de benim yokluğum ihsan. Ben kötü biriyim aslında, iyiymiş gibi davranıyor ve iyi biri olmaya çalışıyorum, fakat kontrol altında olmadığım zaman kötüyüm, ani kararlar belli ediyor içimdekileri…

Onların beğenisini kazanmak için değil mi oyunlarımız..? Öyleyse neden sadece kıskanç bakışlar dönüyor çehremize..? Daha ne istiyorlar..? Hiçbir şeyimizin olmamasını mı..? Daha ne istiyorlar..? Çalışıp da elimize geçene göz dikiyorlar ve doğuştan diyorlar…

Hayır, doğuştan değil… Doğduğum vakit ben de herkes gibiydim, belki biraz daha inatçı ve inançlı, ama ne yazar ne de çizer… Gözlerime bakıp beni başkalaştırmak için söylüyorlar yalanlarını… Çalışıp da ulaşabilecekleri şeyi inkar etmek için…

Sakin olmak… Seviyorum sakin insanları, sakin olmayı… Elimde papatya çayı olsun, kulağımdaysa dinlendirici bir müzik… Güneş doğsun ufukta yavaştan, içimi ısıtsın, yüreğimi kavrasın, avuçlarımı okşasın… Göz kapaklarımda hissetsem sıcaklığını…

Bir kere daha uyanabilsem mis gibi bir güne, önceden olduğu gibi…

Yeniden doğmuş gibi…

Ve cevap bekleyen sorular, onlara da yazalım bir iki kelime…

Aşkın ışığa gereksinimi yok, demişti Ferit Edgü. Sen ne dersin ?

Karanlıkta aşk, bari bir mum ışığı olsa… Belki de kendisi ışıktır aşkın, o yüzden gerek yoktur başkasına… Ben karanlıktan korkarım derim…

Hangi haber sitelerine giriyorsun ?

Çoğuna girip bir arkadaşa bakıp çıkacağımı söylüyorum :) Farklı grupların sayfalarına bir göz gezdirmek yetiyor bana, garip flaş haber ve fotoğraf galerilerinden uzak durmaya çalışıyorum elimden geldiğince.

anime izliyo musun? var mı tam da şuan önereceğin 1 2 anime?

İzliyorum tabi, bu aralar pek izleyemedim ama güzellerden:

  • Steins;Gate
  • Death Note
  • Samurai Champloo
  • Danga Ronpa
  • Detective Conan
  • K-ON!

diyeyim mesela, tabi bazı çok popüler animeler de var Bleach, One Piece filan, onları demeye gerek yok zaten :)

Daha önce hiç yazıların çalındı mı , böyle bir şey başına gelse ne yaparsın ?

Yazılanları çalanlar düşüncelerin yayılmasına yardımcı olur aslında, çalacak kadar değer biçtiklerini sanmıyorum :) Ama mesela bir kitapta toplayıp da altına kendi isimlerini yazıp çok satanlar listesine giren hırsız filan olursa bir şeyler yapmaya çalışırım haklarında :) İnternette yayınlamak için çalanlara sözüm yok ama, kendilerinin yazmadığı bellidir nasıl olsa :)

İrade problemimi nasıl çözebilirim?

Bende sağlam irade gördünüz de o yüzden mi soruyorsunuz yoksa :D Ufak ve başarılabilir günlük hedefler koyup bu şekilde başlamak lazım sanırım, birden gözü yükseklere dikmemek… Ama bir yandan da daha iyisini hedeflemek, yavaş yavaş kaldırılan ağırlığı arttırmak… Ben de biraz başarısızım bu konuda…

HDD isimli yazında neyi kastettiğini anlamım? Tarih kitapları mı?

Bilmem ki, kelimeler kendilerini anlatıyorlar, belli bir hedefi yok yazdıklarımın. Ezber olarak dayatılan her şeye karşı bir manifestoydu belki de…

Sorular bitti, ama hayat devam ediyor…