16 Yorum

Mehter amca ziyarete gelmiş :D

Mehter amca ziyarete gelmiş :D

6 Yorum

HDD

Biz sevdiğimizi ezberleriz, başkasını değil. Yürekten akan şarkıları, şiirleri ve kelimeleri; ama saçma tarihleri değil… Yüreğe inen satırlarladır işimiz, kitapta kalan kırıntılarla değil… Milyon kere okuruz ders denilen malumatı nakşetmek üzere, bir türlü işlemez içimize; beyin öğrenmekte zayıftır zira, kalp gibi değil… Öğrenmek yaşamaktır, okumak değil…

Babaanne duaları, çocukluk şarkıları, yalnızlık kitapları ve kardeşlik oyunları… Bunların üzerine kendi yalanlarınızı yapıştırmaya kalkarsınız ha, ilerlemek adına..? O zemine işlemez böylesi kirler, sevgiyle kavrulmayanı kabul etmez göğüsler…

Bize bir şey öğretemezler, ya kendimiz öğreniriz yahut öğrenmeden çekip gideriz…

6 Yorum

İki Bilinmeyenli

"Aşka inanır mısın?" diye soruyorum kendime, ardından alaycı bir gülümseme eşlik ediyor sözlerime, her tür şeye inanabilen ben aşka mı inanmayacakmış..?

Böylesine zayıf bir yaratık, aşkın oklarını elinde bulundurana meydan okurcasına davranışlar sergiliyor; “Madem öyle” diyor yayın sahibi, “Al sana aşk! 16.04.2014, 12:40 Bilkent-Tunus servisindeki arka kapının biraz gerisinde ayakta yolculuk eden uzun ince güzelliğe aşık ol!” Bir daha asla görmeyeceğin, tanımadığın, ismini dahi bilmediğin, birkaç gün sonra yüzünü bile unutacağın birisine…

Böylesi daha kolay belki de, tanımadığımız kimselere aşık olup da haklarında masallar yazmak… Gerçeklerin büyüyü bozmasına izin vermemek… Aksi taktirde bir güzel araştıracaktım ve hiç de bana uygun olmadığını görecektim, bir pürüz çıkacaktı mutlaka bir yerlerde… Ama şimdi inanıyorum ki o mükemmel insandı ve gerçekler kirli ellerini uzatamıyor yalanlarıma, aşk inanmak ne de olsa…

Bana mı baktı, yoksa otobüsün arka penceresinden yola mı..? Ama bir anlamı olacak değil ya bakışların… Nasıl da gülümsüyor arkadaşıyla konuşurken, şövalyesi olmak isteyeceğim o narin insan… En arka koltuk biraz sarsıntılı, camdan dışarı bakıyorum ve bir canavarın yansımasıyla karşılaşıyorum. Nasıl göründüğünün farkında olmayan, her aynaya bakışta şaşıran bir ucube… Aslında böyle demek istemiyorum, böyle dememeliyim, hayır; sıradan bir insan, vasat, normal biri, olması gerektiği şekilde… İşte ben buyum, daha kötülerine layık olan birisi… İsimsiz, sokaktaki milyarların arasına karışan, tek bakışta bütün sırlarını çözebileceğiniz, hatırlanmaya değer olmayan bir insansı…

Tekrar bana baktı, değil mi..? Evet, ne kadar salak olduğumu düşünüyor olmalı…

İntikam arzusu kaplıyor yüreğimi, her zaman olduğu gibi… Öyle büyük şeyler yapmalıyım ki beni isteyen onlar olmalı ve zamanı geldiğinde onların yüzlerine dahi bakmamalıyım; gözlerim göğe kilitlenmeli ve haykırışlarını duymamalıyım…

Güzel vakit geçirmek içindir ya aşk, benim için öyle değil; acı çekmek ve yükselmek için aşk…

Nefretimin yakıtı ve yüreğimin parçası…

16 Yorum

Koli Bandı

Tepeden bakmayıp da yanına yaklaşınca kötü insanlar değiliz aslında hiçbirimiz. Bir şekilde birbirlerinden nefret eden farklı kategorilerin altına itilmişiz sadece. Hep şu üzerimize yapışıp duran kimlikler yüzünden… Doğduğumuz yer, yaşadığımız ülke, tuttuğumuz takım, giydiğimiz elbise, yediğimiz yemek, içtiğimiz su… Her şeyi farklılık konusu etmeye öyle alışmışız ki, benzerlikleri göremez olmuşuz.

Aynaya bakıyorum… İki göz, bir burun ve ağız, tıpkı diğerlerinde olduğu gibi… Şey, belki biraz kızarmış olabilir gözlerim ekrana bakmaktan ya da anlamsız saatlerde uyanmaktan, ama özünde aynı işte…

Ambalajın ötesini görmeye çalışmıyoruz pek, aslında başlangıç kalıpların arkasında, bizse her şeyi karton bir kutudan ibaret sanıyoruz. Etiketlenmiş, süslenmiş, parlatılmış bir koli…

11 Yorum

Havalar yine soğur gibi oldu ya, hep bu yüzden aslında bunlar…

Havalar yine soğur gibi oldu ya, hep bu yüzden aslında bunlar…

7 Yorum

Yarına midterm var, çalışmak yerine böyle saçma şeyler yapıyorum. Hocanın yeni sakalı böyle miydi ya, tam hatırlayamadım şimdi…

Yarına midterm var, çalışmak yerine böyle saçma şeyler yapıyorum. Hocanın yeni sakalı böyle miydi ya, tam hatırlayamadım şimdi…

8 Yorum

Bi selfi yapayım dedim yağlı boyalarla :P

Bi selfi yapayım dedim yağlı boyalarla :P

13 Yorum

Tişört yapayım diye başladım ama bi garip oldu sanki, hayattan bezmiş sinek :P Neyse bi uyuyup uyanayım da öyle devam edeyim, dersim vardı sabaha, kaptırmış gitmişim yine… Bir de arka plana boş kalmasın diye uçuşan şeyler eklediydim ama giyince yaralanmışım gibi oluyor :D Neyse daha ilk deneme ya, olur o kadar :P
Bir de üstünde kıyafet, atkı filan var aslında, buradan bakınca bişi yokmuş gibi olmuş :D Ona da bir çeki düzen vermeli…

Tişört yapayım diye başladım ama bi garip oldu sanki, hayattan bezmiş sinek :P Neyse bi uyuyup uyanayım da öyle devam edeyim, dersim vardı sabaha, kaptırmış gitmişim yine… Bir de arka plana boş kalmasın diye uçuşan şeyler eklediydim ama giyince yaralanmışım gibi oluyor :D Neyse daha ilk deneme ya, olur o kadar :P

Bir de üstünde kıyafet, atkı filan var aslında, buradan bakınca bişi yokmuş gibi olmuş :D Ona da bir çeki düzen vermeli…

7 Yorum

Akdeniz Mavisi

Yollar yeşile boyanmış, kuşlar eşlik ediyor şarkılarımıza. Güneş parlıyor, teypte Tarkan Karma var, klimamız yok, camı açıp rüzgarı içimize çekiyoruz… Her şey çok daha basit, çok daha kolay…

Ne değişti, büyüyüp ele avuca sığmaz olduk diye mi hepsi..? Ruhuma saplanan bıçakları taşıyorum sanki, her yıl ekleniyor bir yenisi… Gittikçe zorlaşan bir oyun…

Ama her zaman böyle değil, bazen unutuyorum üzerimdekileri, aptal bir müziğe uyum sağlıyor ayaklarım. Bir yaz gecesi yahut akşamı gibi oluyor ruhum…

Sıcak mevsimlerin insanına ağır geliyor bu soğuk duvarlar, hava kırk derce olsa dahi suratlarda bir soğukluk var. Kurak yürekleriyle toz saçıyorlar etrafa, gözüme kaçıyor taneleri…

Biz bozduk, öyle değil mi, bütün güzel şeyleri..? Ardından da hasretini duyar olduk kararmış yüreklerimizde… Güzel günleri çocukluğumuzda gördük diye belki de… Şimdiki küçüklerin elinde o da yok, yaşamıyorlar, ölü doğuyorlar…

Kablolarla bağlanır olduğumuzdan beri unuttuk bedenin diğer iletişim geçitlerini. Anlamsız gündemleri takip eder oldu gözlerimiz, masumiyetten uzaklaştıkça kıyamete yaklaştık…

Her şey farklı olabilirdi, ama biz böylesini seçtik… En acısı da bu olsa gerek… Farklı dünyaların şafağını izliyoruz rüyalarımızda…

4 Yorum

Ağırlık

Aciz bir ruh… Acıyorum kendime ve cezalandırıyorum sebepsiz yere… İçeriden kilitlenmiş küçük kutunun içinde cılız bir insan, sakalları uzamış ve eti çürümeye başlamış. Sinekler uçuşuyor tepesinde bir damla kan için. Soluk bir kırmızı… Değersiz taşlar sıralanmış etrafıma, bir değerleri varmışcasına…

"Neden?" diyorum, "Neden varım?", başkaları yokken neden ben varım..? Nasıl oluyor da başkaları ağlarken gülebiliyorum..? Konuşurken susuyorum…

Saçmalıyorum anlatmak uğruna… Yakıştıramıyorum mutluluğu kendime, utanıyorum her sevincimde. Bir hediye bırakılıyor kapıma, açıp bakıyorum, sonra da yaşlı gözlerle yerine bırakıyorum, “Özür dilerim, ama bunu kabul edemem…”, çünkü buna layık değilim… Hak ettiğin için değil zaten diyor ses… Öyleyse neden..? Onlarda yokken bende nasıl olur..?

Derinden gelen sesler kulaklarımı sağır ediyor, duymaz oluyorum kimseleri. Böylesine gürlemese kalbim işitebilirdim belki de düşüncelerimi… Habis bir beden çamurla sıvanmış, aynaya bakıp diyorum: İşte ben… Ama neden..? Neden taşıyorum kötülüğü gittiğim her yere..?

Benim için fazla iyi herkes, ışıltıları gözlerimi kamaştırıyor, karanlık dehlizlere kaçıyorum nefes alabilmek için. Orada da rahat bırakmıyor insanların sesleri, gülüşleri, çığlıkları…

Savaş bitti deseler ve zırhımı çıkartsa bir el… Öyle ihtiyacım var ki buna, taşıyamıyorum ağırlığını daha fazla…

Uyumak istiyorum ve farklılığa uyanmak…

4 Yorum

Camdan Bakıyor

Akşam bilgisayarı kapatıp yağmurun sesini dinledim, cama çarpan damlaları ve esen rüzgarı… Masa lambasının çizdiği gölgeleri izledim ve boş duvarları… Geçmişi düşündüm ve geleceği… Dünya küçüldü birden bire ve ben aldırmadım haline… Önemi var mıydı ki, ha öyle ha böyle…

Sıcak yuvalarına çekilmişti herkes, bense ufak bir kayığın üzerinde sallanıyordum, güvercinlerin yolunu gözleyerek…

Şuan ki sistem bence kötünün iyisi. Düzelme şansı var en azından . Ya diğerleri? Pınar Kür , Aziz Nesincileri dinledikçe daha çok korkup mevcut sisteme sarıldım dost :)

Orası öyle tabi, ama neden daha iyisini yapabilecekken yerinde saysınlar, herkesi kucaklamak sözünü eyleme geçirmelerine engel olan ne? Neden en büyük rakipleri dahi onların yönetiminden emin olmasın? Galibiyetin taraf değiştirmesinden daha iyi değil mi barış olması..?

Haber siteleri ve köşe yazarlarından uzak dur bence . Çünkü bizim geleceğimiz hayal gücümüz ve moralimiz onlar bizdeki bu geleceğe zarar veriyorlar :)

Okumaktan korkmuyorum, belki de bu yüzden bir dolu karanlığa yuvarlanıyorum, ama bir yandan da daha güçlü hale gelmemi sağlıyor. Onları okuyanları anlayabilmek için benim de okumam gerekiyor, yoksa iyice koparım dünyalarından…

Aşk ve hayranlığı nasıl ayıracağız sence? Var mıdır bunun bir ayrımı? Hani diyorlar ya, karıştırılıyor aşk ve hayranlık, diye. Sence de karıştırılıyor mu gerçekten de? Cinsel çekim de var tabii işin içinde. Hepsi karışınca çorba oluveriyor her şey. Hisler çorbası.

Aşk sonrasına ait bir duygu, o yokken sesini işitip de yüzünü görmek gibi bir şey, uzakken yarım hissetmek, her köşede onu beklemek, yanına varınca da iyi hissetmek. Hayranlık o kişinin yanındayken beliren bir heyecan hali, uzaklaşınca hissedilmeyen ve unutulan bir çekim. İkisi bir arada olabilir tabi, ama olmak zorunda da değil, karıştırıyor oluşumuz doğal belki de bu yüzden. İncelendiği zaman hayran oluşumuzun sebepleri bulunabilir, bedensel özellikler, çeşitli yetenekler vs. ama aşkın nedenleri asla bariz değildir. Hayranlık kalabalığın önünde hazırlıksız bir şekilde konuşma yaparken hissettiklerimiz gibidir, aşksa bizi halsiz düşüren yüksek ateşli bir hastalık gibi… Karıştırıyoruz çünkü ikisini birden istiyoruz. Cinsel çekim ikisinden de bağımsız tabi, aşık veya hayran olmak gerekmez birisine cinsel ilgi duymak için, işin biyolojik kısmına daha çok giriyor…

Videolarda çok pasif kaldın vlog falan fa yok . Sıkıyorsun adamı :)

Çok sıkıcı bir adamımdır, insanları yanımdan kaçırmak için böyle bir taktik uyguluyorum aslında :P Saksılı fotoğraf çekip koyayım da sıkıntınız geçsin :P

Facebook ta bir kızla konuşmaya çalışıyorum. Selam dedim O da selam dedi sonra başka bir şey yazmıyor. Ben yazıyorum cevap vermiyor sinanım yav :D

Daha yaz bence, ısrarcı ol biraz, elbet bir gün cevap verecektir. Vermeyebilir de tabi, o zaman başka limanlara yelken açacaksın, kız mı yok sana, kaybeden o olsun :) Eskiden mektup yazarlarmış, yerini yurdunu biliyorsan onu dene bakalım, belki bilgisayardan olunca çekiniyordur, şifreleme sistemlerine güvenmiyordur, kağıdın dokusunu hissetmek istiyordur…

4 Yorum

Aşk

Diğerlerinin yanında ışıldıyordu adeta, yavaşça yanına yaklaştım… İlk görüşte aşk mıydı bu yoksa..? Pürüzsüz yüzeyine dokundum, anında farketti parmak uçlarımı, cevap verdi hiç bekletmeden… Yanda duran kalemi alıp çizmeye başladım, uyguladığım basınca göre değişen kıvrımlar gösterdi ekranında… Ah o renkler ve hız… Ama hayır, imkansız bir aşk bu, beraber olamayız dedim ona sessizce. Oysa ne güzel günler geçirebilirdik birlikte, her yerde ve her zaman… Fakat hayır… Yavaşça uzaklaştım, arkama baktığımda gözlerini kapatmıştı. Başka birinin gelip de onu almasını bekliyordu…

Gidip güzel bir defter aldım onun yerine… Kendimi avutmak için…

Biz sevdik mi böyle severiz işte, bizimkisi elektronik sevdası :P

8 Yorum

Taç

Kırılgan bir çiçek gibi… Uzak dur dedim, yaklaşma; nefesim siyaha boyar seni yoksa. Razıyım dedi kararmaya, yeter ki tadayım sesini dudaklarımda… Hayır, asla, kırılır dalların sonra…

Ne önemi var canlı kalmanın, dokunamadıktan sonra rüzgarlara..?

Fanusta bir gül parçası, taç yaprakları dökülen, büyü bozulana kadar bekleyen…

Sessiz bir gemi arkamda, belki uzakta belki ufukta… Dumana boğulmuş gözyaşları, çaresiz feryatlar…

Sakladık bütün güzellikleri derinlerde, ne kuşlar kaldı ne de umut geriye. Öldürdük çocukları ve yok oldu geçmişimiz… Kıydık onlara ve kalmadı geleceğimiz…

Sessizlik… Ardından gürültü ve tekrar sensizlik…

12 Yorum

Takvim Yaprakları

Öldükten sonra şöyle bir şeyler olsa mesela, toplanıp hayatı izlesek alt yazıları açık bir şekilde ve gülsek anlamsız hareketlerimize. Farklı açılardan görsek aynı olayları ve arttırsak pişmanlıklarımızı. Genç adam “beni aşar” diye düşünüp yüzüne dahi bakmasa kadının, aynı duygularla geçip gitse yanından kadın da adamın… Bir adım kala vazgeçenleri seyretsek, fikirlerini çöpe atanlara üzülsek. Kapalı kapıların ardını bilsek ve başkalarının gözünden kendi sesimizi işitsek…

Gariplikler hayatı eğlenceli hale getiriyor aslında, renk katıyor gri dünyamıza; derdimiz tasamız olmasa mesela, ne konuşacağız eş dostla..? Sorunlar dilimizi çözüyor bizim, aksi taktirde sessizlikten bunalırdık…

Film dediğin şey kurgudur zaten, gerçekleri yansıtmadığını haykırmaya gerek yok ki her perdede, ekrandan gördüklerini hak sananlar utansın… Kitabımıza uygun değil diye filmin başına not düşülmesini isteyen insanlar ancak bizim ülkede vardır, izlediği vakit kitabındaki gibi olmadığını anlayamayacak cehalet sahipleri de aynı şekilde… Birileri başka birilerini zorla hizaya çekmeye çalışıyor ya, sebebi bu aslında şu komikliklerin; bırakın herkes istediğini olsun, içinden geldiği gibi yaşasın…

Zihniyet aynı aslında, onu yasakla, bunu kapat, şunu sakla… Zamanında Allah demeyi suç sayanlardan ne farkı kaldı yönetimin..? Zorbalık bayrak değiştirdi diye insanlar destekleyecek mi yani..? Zirveye ulaşmaktaki tek amaç diğer yarışanlara eziyet etmek mi..? İşte bu yüzden hep geri kalıyoruz, herhangi bir x grubunun meşaleyi devralması durumu değiştirmiyor, diğerlerini yakmak için kullanıyorlar ateşi…

İlkokul üçüncü sınıf çocuklar geldi bugün dersimize, biz resim yaparken baktılar biraz, öğretmenimiz onlara bir şeyler anlattı. Senden benden olgun çocuklar, ellerinde not tutmak için kağıtları vardı, uslu uslu da durdular. Kimi yabancı kimi yerliydi, ama İngilizce filan konuşuyorlardı hep, garipsedim… Bizim ekipten çocukların arasına girip fotoğraf çektiren de oldu :D Ona da anlam veremedim, tamam şirin çocuklar ama fotoğraf çekilmek için de gelmemişler ki… Bir de küçücük çocuğun elinde iphone vardı… Sessizlik…

Şöyle bir hastalığım var benim, zaman zaman bir şey alasım tutar, bir güzel araştırırım, fiyatları sıralar ikinci el piyasasına göz atarım, tek bir seçeneğe kadar indirgeyip vazgeçerim. Alıp da pişman olmaktan daha iyi sanki, ama yine de harcadığım zamana yazık oluyor gibi de geliyor, bilemiyorum… Android tablet alsam mı diye bakındım mesela, bütçeye uygun beğendim bir tane, ama über üst modelleri görünce vazgeçtim filan… İhtiyacım yok zaten ya, bilgisayarlardan kurtulup mağaraya taşıncam ben…

Hiçbirimiz iddia ettiğimiz kadar kötü durumda değiliz aslında, kendimizi acındırmak için böyle yapıyoruz. Birisi halimize üzülür da bize torpil geçer ümidiyle yaşıyoruz…

Size biraz video getirdim, bunu mutlaka izleyin: Unsung Heroes İçeriği sürpriz olsun… Eğer vaktiniz varsa ve üç kişilik bir sulu boya gösterisi izlemek istiyorsanız da bunu tavsiye ederim… Karakter düzenleme ekranı nasıl olurmuş diye görmek için de bu MMO’nun videosuna bakınız: Black Desert

Kaan Sezyum ve Serkan Altuniğne vardı bugün okulda, yeni çizgiler eklendi resmen gözlerimin kenarına, gülmekten baş ağrıyabiliyormuş bunu öğrendim…

Bazen Sinan’cım diyenler oluyor bana, hiç alışkın değilim ya, afallıyorum resmen… Sezercik, Ömercik gibi hissediyorum, isimlerin sonuna gelmemeli şu ek…

Spora gitsem bir türlü gitmesem başka türlü ağrıyor bedenim, yaşlandık sanırım erkenden. Evde olsam da halının üzerine uzansam boydan, yataklar yerini tutmuyor sert zeminin… Ayaklarım dışa taşıyor zaten yurdun yatağından :P

Benim sınavım var haftaya, çalışacaktım aslında, biraz başladım hatta, sonra nasıl oldu anlamadım, “Boş ver hacı, çalışıp da napcan?” dedi içimden bir ses… Ve sonrası yine sessizlik…

Bazen diyorum kendi kendime, bugün de boş geçti, hiçbir şey yapmadım diye… Yapılmayan şeyleri de ele almak lazım aslında; kimseye küfretmedim, yumruk atmadım, camdan aşağı atlamadım… Bunlar da kendi çapında birer başarı sayılır, bir nevi ilerisi için yatırım. Meçhul sonumuz hayrola bakalım…

6 Yorum

Sorumtrak

Sıcak bir yemek ve güzel bir dizidir mutluluk, yapılması gerekenlerin yokluğudur, unutmaktır, bazen de aldırmamak… Haftalar süren bir hal olmaktan uzaktır, hapşırık gibidir, uğrar ve gider. Gülen gözlerden anlarsınız onu, sessizlik kelimelerden…

Güzel şey aslında mutlu olmak, fakat mutluluk yerine daha fazla eşya, güç ve zeka peşinde koşuyoruz, nedendir bilinmez… Küçük şeylerle mutlu olmak varken büyüklerin arasında mutsuz kalıyoruz…

Biraz soruları cevaplayalım bakalım…

Ben de Fırat Üniversitesinde Bilgisayar Mühendisliği okuyorum. Bilkent te okuyamadığım için ne kaybediyorum sence? Açık kapatılabilecek bir açık mı?

Başka üniversiteleri pek iyi bilmediğim için karşılaştırma yapmam biraz zor, fakat bilgisayarla ilgili öğrendiklerin açısından pek fazla fark olacağını sanmıyorum, benzer dersler her üniversitede veriliyor ve az çok aynı şeyler anlatılıyor. Bilkent mezuniyet sonrasında yurt dışı olanakları açısından daha avantajlı olabilir, fakat çalışma hayatında kolaylıkla kapatılabilecek bir fark bu. Öğrenim tecrübesi açısından bir kayıp olabilir yalnız, şöyle ki o el üstünde tuttuğumuz Amerika’nın standartlarını benimsemiş ve işini ciddiye alan bir üniversite Bilkent, öğrencisine üstün olanaklar ve kolaylıklar sağlıyor, kimi üniversitelerdeki saçma sistemlerden arınmış vaziyette ve uzaktan bakıldığında gayet güzel bir havaya sahip (derinlere inince her yerde kusur bulmak mümkün).

Öğretmenleri çok iyi insanlar, ders anlatma bakımından diğer okullardan çok farklı olmasa da ders dışı arkadaşça ilişkiler bağlamında önde diyebilirim. İşini sıkılarak yapan devlet dairesi çalışanları minimum seviyede… Sonrası için değilse de öğrenim hayatı boyunca öğrencilerin mutlu olması için elinden geleni yapıyor Bilkent, tabi zorluk seviyesini biraz yüksek tutarak işleri dengelemesini de biliyor. Her tecrübenin güzelliği ayrı tabi, farklılıklar bir kayıp değil de zenginlik olarak görülmeli :)

Önerdiğin siteler var mı?

Normal web sitesi diyorsan önerebileceğim bir şey yok aklımda, blog olarak daha sonra özenli bir şekilde hazırlayayım bir şeyler :)

Bilgisayar Mühendisliği sadece kod yazmakla mı geçiyor? Bana çok sıkıcı ve boğucu geliyor. Sen ne yapıyorsun mesela bildiğim kadarıyla sen de sevmiyorsun kod işini :)

Büyük bir kısmında kod yazmak var tabi, kodun olmadığı alanlarda akademik olarak bol bol matematik var, iş hayatındaysa dizayn ve yönetim. Boğulmamak için kaçıyorum ben de mümkün olduğunca, en son kod yazdığımdan bu yana bir yıl oldu neredeyse. Grafik alanında yüksek lisans yapıp uzaklaşmak istiyorum bilgisayar işlerinden…

Android, ios programlama dersleri yapacak mısın?

Bu soruyu çok soruyorlar, bilmediğim şeyin dersini yapmaktan uzak duruyorum :)

Yaptığın alışverişleri Vblog yapacak mısın?

O kadar da alışveriş yapmıyorum ya :D Bu bölümde patates, domates, yumurta aldım diye video mu yapayım yani :P Bunu kim ısrarla tekrar tekrar istiyorum bilmek istiyorum :) Bir de vblog yanlış bir kullanım, vlog video log oluyor, blog ise web log'dan geliyor, vblog deyişin seni ele veriyor yabancı :)

Kızdan ayrıldın ya hani ne çıkardan bu sonuçtan nedir verebileceğin nasihatlar?

İnsan ilişkileri pek uzmanlık alanım değil, bunu farketmiş oldum öncelikle, bilmem kaçıncı kez :) Sevgililiğe adım atmadan önce daha yavaş davranmak gerekiyor belki de, birbirini tanımak için fırsat tanımalı taraflar, benim için çok kolay bir şey değil tabi bu, önce aşk diyen sabırsız bir aslanım sonuçta. Daha olgun davranmak lazım, oyun değil zira, ama anı yaşamaktan da ödün vermemeli. Ben resmen küçücük bir çocuğa dönüşüyorum sevildiğim zamanlar, o yüzden bu çıkarım pek etki etmeyecek gibi üzerimde :)

Adaylar açısından yeni şartlar koydum kendime, yaşça fazla küçük olmayacak mesela, telefonuyla doğan yeni nesille birlikte olmaz zira. Sonra elinden gelen bir şeyler olacak; çizen, yazan, söyleyen, çalan, oynayan filan, yalın halde değil. “Vay be” dedirten bir özelliği olacak, sadece “mükemmel” insan oluşu yeterli değil, kaldı ki insanın sevdiği zaten kusurlardır, kusurları kusurlarıma uygun olacak (hayır, sünnetçinin baktığıyla alakalı bişi değil, konuyu saptırmayın :P). Bazı alanlardaysa şartları hafiflettim, daha farklı renkten, deriden ve milletten insanlara da (ırkçı değilim :P) açtım yollarımı :D (evet, yol geçiyor oradan buradan :P) CGI’dan fırlamış kimseler aramıyorum mesela artık, yok çünkü öyle birileri, yeterince baktım etrafa :D

Hep böyle kendimi değiştirme yönünde çıkarımlar değil tabi, hatırlamış oldum mesela sevgilim diyebileceğim birinin varlığının ne kadar güzel şey olduğunu; o yüzden “mutlaka aşık ol yine” şeklinde bir not aldım defterime, çok güzel bir şey :)

Sanıyorum ki biraz daha seviye atlamış bir şekilde ayrıldım bu ilişkiden, ders çıkartmak için beklediğim 10 ay da dolmuş oldu, yeni maceralara yelken açmaktan başka bir şey kalmamış artık :D Ya böyle dedim de gemiyle bir yerlere gitmek istedi canım, ama eski bir korsan gemisi olacak, gıcırdayacak, sallana sallana yol alacağız… Hedef define adası! Ne severdim o kitabı, tekrar tekrar okumuştum…

Macera eksikliği var hayatımda, dağ bayır dolaşıp keçi kovalamam lazım benim :)

Günde kaç öğün yiyorsun? Nasıl besleniyorsun?

Genelde 3 öğün yiyorum, çok geç kalkıp da uzun bir kahvaltı etmişsem eğer üçüncü öğün atıştırmalıklarla geçiştirilebiliyor. Yapay şeyleri yememeye dikkat ediyorum, şeker, gofret filan yok hiç, onun yerine meyve var, süt var. Kahvaltım standart mesela, tam buğday ekmeği, tereyağı, peynir (çoğu zaman ezine keçi, bazen antep bazen örgü), bal, zeytin, domates, havuç (ama pek iyi kalmadı artık havalar ısınınca), reçel. Bu aralar baya makarna yapıp yer oldum, pek tavsiye etmiyorum tabi, yanında yoğurt ve sosla birlikte olunca biraz daha sağlıklı sayabiliriz belki :) Yorgun ve sıkılmışsam kebabımı da söylüyorum ama yanında künefesiyle birlikte, o kadar sıkı yönetim değil :) Aralarda kuru yemiş takviyesi filan… Böyle işte, ayı gibi besleniyorum ben :D

Soru tenekesinin dibini görmüş olduk böylelikle…

Yarın bidik insanlar gelecekmiş dersimize, mail göndermiş hoca:

My Dear Students!

Please come ON TIME! on Thursday! This day will be incredibly busy. We will host a HUGE group of elementary school students (actually 3 groups, one after the other) with their teachers who come to see you painting, so I want to be proud of you.

They may ask questions. It is very important to come on time or even earlier to start painting in peace, otherwise later on you can get disturbed and I will have less time to help you

Best regards
Beata Zalewska

Eğlenceli olacak o halde :D Çocuklara hava atcam, nihahaha :P